Ana Sayfa  »  Haberler  »  Haber Detay

DOĞA KORUMA VE MİLLİ PARKLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KAPATILMAMALIDIR!

Ülkemizde ilk kez “Milli Park” kavramı İstanbul Üniversitesi Öğretim üyelerinden ve Derneğimiz üyesi Prof. Dr. Selahattin İnal tarafından ortaya atılmıştır ve 1958 yılında Yozgat Çamlığı ise ilk ilan edilen Milli Parktır.  Ülkemizde Milli Park çalışmaları ise sırasıyla

  • 1956-1976 tarihler arasında Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde Şube Müdürlüğü
  • 1976-1982 Orman Bakanlığı bünyesinde Milli Parklar ve Avcılık Genel Müdürlüğü
  • 1982-1991 Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde Daire Başkanlığı (Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanlığı)
  • 1991 yılından itibaren de Orman Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde Genel Müdürlük

düzeyinde çalışmalarını sürdürmüştür.

Yeryüzündeki en önemli 7 gen merkezinden biri olarak bilinen Türkiye biyolojik çeşitlilik bakımından bulunduğu coğrafyanın en önemli ülkesidir. Şöyle ki, tüm Avrupa kıtasında 12.500 civarında bitki türü varken, ülkemizdeki bitki türü sayısı 11.707 olarak belirlenmiştir. Bu sayı yeni bulunan türlerle her yıl artmaktadır. Bunlardan 3.449’ü yeryüzünde başka hiçbir ülkede bulunmayan ülkemize özgü türlerdir. Diğer canlı türleri bakımından da tüm Avrupa kıtası kadar çeşitlilik göstermektedir. Türkiye pek çok konuda olduğu üzere biyolojik çeşitliliğin (canlı türlerinin ve gen kaynaklarının) korunması bakımından da stratejik konuma sahip olup çok sayıda türün varlığını sürdürebilmesi bakımından anahtar ülke konumundadır. Bu nedenle Türkiye’nin doğa koruma alanındaki sorumluluğu herhangi bir ülkeninkinden daha fazladır. Bu durum bütün dünya tarafından da bilinmektedir.

Türkiye için yeterli görülmese de yukarıda ifade edilen zenginliğin korunması için Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü bünyesinde 45’i milli park, 30’u tabiatı koruma alanı, 81’i yaban hayatı geliştirme sahası olmak üzere toplam alanı 3,2 milyon hektarı aşan 598 koruma alanı ilan edilmiş ve yönetilmektedir.

Türkiye başta Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi olmak üzere doğanın ve biyolojik çeşitliliğin korunmasıyla ilgili hemen tüm uluslararası sözleşmelere taraf olmuştur. Mali ve insan kaynaklarının yetersizliği, kurumlar arasındaki işbirliği ve koordinasyon eksikliği ve yetki karmaşası, idari ve sosyal problemler nedeniyle arzu edilen seviyede koruma ve yönetim yapılamasa da bu sözleşmelerin gerekleri yerine getirilmeye çalışılmaktadır.

Çoğunlukla insan faaliyetlerine dayalı emisyonlar sonucu sera gazı konsantrasyonlarındaki artıştan kaynaklandığı düşünülen ve son yıllarda çevre problemlerinin gündeme geldiği her ortamda sıkça duyduğumuz “iklim değişikliği”, dünya üzerindeki yaşamı ve tüm türleri tehdit etmektedir. Bu süreçte etkilenecek olan birçok biyolojik türün devamlılığının sağlanması açısından doğal çevrenin ve yaşam alanlarının korunması son derece önemlidir. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne bu anlamda çok özel bir görev düşmektedir.

Yıllardır, kamuoyunda doğa korumayla ilgili daha güçlü bir yapının oluşturulması beklenirken 1982-1991 yıllarında denenen ve doğa koruma adına çok başarısız olan bu yapıya yeniden dönülmesi ülkemiz doğasına yapılabilecek en büyük kötülük olacaktır.  Çünkü doğa koruma orman alanlarının dışında göl, sazlık gibi sulak alanları, stepleri, bozkırları ve bu yaşam ortamlarında varlıklarını sürdürmeye çalışan tüm canlıları kapsamaktadır.

Doğa koruma ile ilgili uluslararası sözleşmelerin ülkemiz adına takibinden ve AB katılım sürecinde doğa koruma direktiflerinin uyumundan sorumlu bir genel müdürlüğün daire başkanlığı düzeyine düşürülerek etkisinin azaltılması ve ülkemiz doğasının korunmasını zaafa düşürecek hale getirilmesi, uluslararası platformda da ülkemizin itibar kaybetmesine, AB katılım sürecindeki görüşmelerde ülkemizin elinin zayıflamasına sebep olacaktır.

Derneğimizce 26-27 Ocak 2019 tarihinde düzenlenen çalıştayda Doğa koruma, tür ve habitat yönetimi, biyoçeşitlilik, gen kaynaklarının korunması, yaban hayatı, uluslararası statülere uygun alanların yönetimi vb. konularda ülkemizin özellikleri ve küresel sorumlulukları dikkate alındığında; doğamızı ve biyolojik çeşitliliğimizi daha etkin koruyabilmek için dağınık halde bulunan doğa koruma mevzuatının yeniden düzenlenmesi, farklı bakanlıkların görev alanı içindeki bu tür hizmetlerin taşra teşkilatı olan bağımsız Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) bünyesi ve yetkisinde toplanması konusunda da görüş oluşturmuştu.

Tüm bu sebepler ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü kapatılmamalıdır. Aksine Doğa koruma ile ilgili çok daha güçlü bir yapıya kavuşturulmalıdır.

 

TÜRKİYE ORMANCILAR DERNEĞİ

 


13.9.2019

Bu yazı 208 kez okundu...