Ana Sayfa  »  Haberler  »  Haber Detay

TÜRKİYE ORMANCILIĞININ SON 10 YILINI TARTIŞIYORUZ

 

 

 Türkiye Ormancılar Derneği’nin 88. Yılı kutlaması nedeniyle gerçekleştirdiğimiz  “Türkiye Ormancılığının Son 10 Yılını Tartışıyoruz” konulu panelimizin açılış konuşmasını yapan TOD Genel Başkanı Fevzi KALELİ konuşmalarında;

Değerli katılımcılar;
Derneğimiz 1924 yılında kurulmuş Cumhuriyet döneminin en eski, en köklü sivil toplum örgütlerinden birisidir.
Derneğimiz tarihsel süreç içerisinde, ormanların ve orman içi ve bitişiğinde yaşayan 7.7 milyon orman köylüsünün hakları ile ilgili olarak, birçok yasal ve anayasal düzenlemelerin gerçekleşmesinde aktif rol almıştır.
Türkiye Ormancılar Derneği meslek ve meslektaş sorunları ile özdeşleşmiş, ormancılık tarihinin oluşmasında önemli katkılar sağlamıştır.
Türkiye Ormancılar Derneği, bugün ODTÜ Ormanı olarak anılan ATATÜRK ORMANI’NIN kurulmasının her aşamasında yer almış onurlu ve saygın bir geçmişten, geleceğe uzanan, kamu yararı statüsüne sahip bir dernektir. 
Bundan 88 yıl önce bir demokratik toplum örgütü kurarak meslek ve meslektaşları ile ilgili kararlara katılan ve ciddi çözümler üreten bu derneğin üyesi olmak hepimiz için bir gurur vesilesi olmalıdır. Bu süreçte emeği geçen meslektaşlarımızı saygı ve sevgi ile anıyor, bize bıraktıkları mirasa sahip çıkacağımıza söz veriyoruz.
Değerli katılımcılar;
Başta ormanlarımız olmak üzere doğal kaynaklarımız bilimsellikten ve toplumsal fayda sağlama anlayışından uzak işletilmektedir.
Panelimizde, ormancılığımız çeşitli boyutlarıyla tartışılacak olması nedeniyle, yaşanan olumsuzlukları sizlerle sadece başlıklar halinde paylaşmak istiyorum.
Ormanların özellikle üretim dışındaki, Hidrolojik, Klimatik, Erozyonu ve sel felaketlerini önleme, Toplum Sağlığına ve Ulusal Savunmaya katkı, Doğayı Koruma, Bilimsel ve Estetik bakımdan ve Rekreasyon fonksiyonlarının öne çıktığı, sadece ülkemiz için değil dünyamız için de son derece önem taşıyan süreçlerden geçtiğimizi biliyoruz. Bu gelişmelere karşın bakanlığımız ve ormancılığımızda ise son 10 yılda ciddi bir altüst oluş yaşanmaktadır. 1839 yılından beri varlığını sürdüren orman teşkilatı hiçbir dönemde bu kadar kan kaybetmemiştir.
Bu gelişmeler ışığında öne çıkan en önemli başlık kurumsallaşamamaktır. Takdir edersiniz ki kurumların devamlılığı son derece önemlidir. Kurumun yeri, kurumun çalışanları, kurumun hafızası, çalışanların aidiyet duygusu kurumsal yapıların olmazsa olmazıdır. Bu özelliklerin bir arada olmasının doğal sonucu olarak da kurumun devamlılığını sağlamak ancak mümkün olabilmektedir.
Kamuoyunun da bildiği gibi Orman Bakanlığının kapanmasıyla, 08.05.2003 tarihinde Çevre ve Orman Bakanlığı kuruldu. Yine bu bakanlığın kapanmasıyla da, 08.Haziran.2011 tarihinde Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı kuruldu. Özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Kurulan bu bakanlık görülen lüzum üzerine bir ay sonra 04.Temmuz.2011 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile  Orman ve Su İşleri Bakanlığı olarak ikiye ayrılmıştır. Bakanlık kuruluşları hükümetlerin kamu hizmetlerini belirlediği planlar ve hedefler doğrultusunda, etkin bir şekilde gerçekleştirmek üzere yapılan organizasyonlardır. Ancak bu son bakanlık düzenlemelerinde hükümetin faaliyetlerini nasıl plansız ve programsız bir şekilde yürüttüğünün, iş ve hizmetlerini planlama, hedef belirleme, ekonomik ve verimli bir şekilde yürütme anlayışından ve objektif kriterlerden uzak, el yordamı ile ben yaptım oldu mantığı doğrultusunda hareket ettiğinin göstergesidir.    
Yine, Orman Genel Müdürlüğü Gazi Yerleşkesinin Başbakanlığa devri 2007 yılından beri gündemde olan bir konuydu. Buna rağmen orman teşkilatının kurumsal olarak birlikte çalışmasına olanak veren bir düzenleme 5 yıl gibi makul bir sürede niçin yapılamadı? Madem yıkılacaktı, niçin Gazi Yerleşkesindeki tüm binalar ciddi paralar harcanarak yenilendi? 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'na dayanarak Gazi Yerleşkesi ile ilgili Orman Genel Müdürlüğü'nden bilgi ve belge talebinde bulunularak bu konuda sorumluluğu olanlar hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduk. Önümüzdeki süreçte gelişmeleri kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz. Şu anda orman teşkilatı sürgünde, çalışanlarda moral kalmadı. Bu tablonun mantıkla açıklanabilir yanı yok. Sanki bir suç işleme psikolojisinde davranan, yangından mal kaçırırcasına işleyen bu sürecin de sonuna kadar takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Bu kadar baş döndürücü bir hızla yapılan düzenlemelerin, devlet yönetimi ciddiyeti ve saygınlığı ile bağdaşıp bağdaşamayacağını siz katılımcıların takdirlerine sunuyorum.
Aynı yönetim anlayışının ormancılıkta da sürdüğünü, rakamlarla oynamak suretiyle kamuoyunu yanıltma yönündeki göz boyama çabalarının aynı hızla devam ettiğini görmekteyiz. Sürekli yasalarda ve idari yapılarda yapılan değişikliklerle ne varsa tüket anlayışı ile hareket edilerek günün kurtarılmaya çalışıldığı ortamda ormanlarımızda geriye dönüşü mümkün olmayan ciddi yıkımlar yaşanmaktadır.
  •     Madencilik, turizm, HES ve taş ocakları konularında orman alanlarında verilen izinler hızla artmaktadır.
  •     Son 10 yılda dikili satış ve hizmet alım yöntemleri ile taşeronlaştırılan ormancılık faaliyetlerinin yaygınlaştığını görüyoruz. İltizam sistemi ülkemizde geçmişte de denenmiş fakat ormanlarımız üzerindeki yıkım etkisi nedeniyle vazgeçilmiştir.
  • Ülkemiz ormanları artık amenajman planları ile işletilmiyor. Planlamanın temel ilkelerinden vazgeçerek planlar bir tarafa bırakılmak suretiyle ormanlarımız bilim ve tekniğe aykırı bir şekilde işletiliyor.
  •   Yıllık en az 100 bin Hektar Ağaçlandırma yapmak gerekirken, bu rakama dahi ulaşıldığı dönemde bakanlık ve genel müdürlük üst düzey yöneticilerince yeniden keşfedilen rehabilitasyon çalışmalarını, “Cumhuriyet tarihimizin en büyük ağaçlandırmasını gerçekleştiriyoruz” sloganlarıyla kamuoyunu yanıltmak suretiyle aşırı abartılı ve popülist bir çalışma olarak sunmalarını, yıllarını bu mesleğe vermiş ormancılar olarak kınıyoruz. 
  •   50 hektardan büyük yangın sahalarının rehabilite edilmesi ve yeniden orman tesisi için YARDOP “Yanan Alanların Rehabilitasyonu ve Yangına Dayanıklı Ormanlar Tesisi Projesi” ile tür değişikliğine gitmek suretiyle orman ekosistemlerinin genetik yapısı ile oynanmakta, orman alanlarının bütünlüğü bozulmakta bunun sonucunda da ormanlarımızın doğal yapısını bozacak çok tehlikeli bir yola girilmektedir.
  •   Aynı şekilde bakım çalışmalarında da (Genç Meşcereler Bakım Seferberliği Eylem Planı) dikil satış benzeri bir uygulamayla yaptırılması süreci hız kazanmıştır. Bu durum dikili satıştan daha vahim sonuçları olacak bir uygulama şeklidir.
  •    Özel ağaçlandırma çalışmaları ise verimli olmayan ve kullanılmayan tarım alanlarında, hazine arazilerinde gerçekleştirilmesi durumunda kabul edilebilecek bir olgudur. Ancak, uygulamada bozuk orman olarak görülen alanların seçilmesi ve buralardaki bitki örtüsünün kaldırılarak yerine meyve verme özelliği olan türlerin dikilmesi işlemi uygulamanın giderek yaygınlaştığını da dikkate aldığımızda orman alanlarının daralması ve orman ekosistemlerinin tahrip olması demektir. Çok tehlikeli bu gelişmenin önüne geçebilmek için, 23 Ağustos 2012 tarihli ve 28390 sayılı resmi gazetede yayınlanan Ağaçlandırma Yönetmeliğinin iptali ile Yürütmesinin Durdurulması için 19.10.2012 tarihinde Danıştay’da derneğimiz tarafından dava açılmıştır.
  •      6831 sayılı orman kanununda yer alan 2A ve 2B maddeleri ile ilgili olarak çıkarılan 6292 sayılı yasanın da orman alanlarının hızla daralmasına yol açacağını ve yeni sorunları tetikleyeceğini bugünkü yöneticilerde bilmekte ancak ses çıkaramamakta ve bu sonuca ortak olmaktadırlar.   Genel olarak AKP’nin ormanlara sadece gelir getirecek yerler olarak baktığı, rant alanı olarak gördüğü, orman köylülerinin sıkıntılarını görmezden geldiği, aksine elde edilecek kaynağın %90 lık bölümünün ormanlarımız ve orman içi ve bitişiği köylülerimiz için kullanılmayacağı, kanunun bu haliyle ormanlarımızda büyük tahribatlara yol açacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. 
  •     1950 yılından bu yana “muhafaza ormanı” statüsünde olan ve tek bir ağacının dahi kesilmesi yasak olan Belgrad Ormanı’nın önemli bir kısmı tabiat parkına dönüştürüldü. Bu tehlikeli adımlar Antalya-İncekum, Marmaris-Pamucak ve İzmir-Gümüldür eğitim kamplarının bulunduğu yerlerde de atıldı ve muvazaalı bir şekilde aslında turizm alanına dönüştürüldü.
  •     Orman içi ve bitişiği köylerde yaşayan insanların çok zor şartlarda yaşadığının ve göçe zorlandığının, ( Arazi yetersizliği, işsizlik, eğitimsizlik, zor çalışma koşulları, Hayvancılık ve tarımda yeterli desteğin verilmemesi, verimsizlik, ulaşımdaki yetersizlik, ülkede yaşanan ekonomik problemlerin çözüm konusunda yarattığı kısır döngünün aşılamaması.)
  •      Millet ormancılığı adı altında işgalcinin ödüllendirildiği, orman alanlarında keyfiyetin hakim sürdüğü bozuk sahipsiz bir düzenin hızla yaygınlaşması,
  •     Ormanlarımızı koruyan Muhafaza Memuru sisteminin çöktüğü,
  •     Orman kadastro çalışmalarının bir türlü bitirilememesi ve siyasi etkilerle kesinleşmiş yerlerde dahi yeniden kadastro çalışmalarının yapılması,
  •    Yaylak, kışlak alanlarında hızla sayısı artan yapılaşmalara göz yumulması hatta son çıkan 6292 sayılı yasada işgalcileri ödüllendiren düzenlemelere yer verilmiş olması,  
Yukarıda sıralamaya çalıştığımız nedenlerden kaynaklanan ormansızlaşmanın faturası maalesef çok ağır olmaktadır. Yaşanan büyük felaketler (sel, toprak kayması ve heyelan) ve onların yarattığı can ve mal kayıpları ormansızlaşmanın doğal sonuçlarıdır. Yüksek dağ ekosistemleri ve üst havzalarda yer alan ormanlarımız hem tarım alanlarının hem de yaşam merkezlerinin güvencesidir. Ormanların sağladığı bu doğal dengede, orman alanlarının azalması ve ortadan kalkması ile dengenin yerini dengesizlik alır ve felaketler kaçınılmazdır. Dünya da ve ülkemizde yaşanan doğal afetlerin belli periyodlarda ortaya çıktığı bilinmektedir. İnsanoğluna düşen görev bunun bilincinde davranarak doğal felaketlerin hızını ve boyutunu arttırmamak ve olumsuz etkisini azaltacak tedbirleri almaktır.
Kısaca özetlemeye çalıştığım özellikle ormancılığımızda yaşanan bu olumsuz gelişmelere kamuoyunun da dikkatini çekmek ve doğru bilgilendirmek adına, konunun tüm taraflarını bir araya getiren “Türkiye ormancılığının son 10 yılını tartışıyoruz” konulu paneli düzenlemiş bulunuyoruz.  Bu konuda emeği geçen tüm arkadaşlarıma özverili çalışmalarından ötürü çok teşekkür ediyor, siz değerli katılımcılara Panelimizi onurlandırdığınız için saygılar sunuyorum.  
                     
 

 


Bu yazı 1963 kez okundu...