Ana Sayfa  »  Haberler  »  Haber Detay

ORMANCILIĞIMIZ NEREYE GÖTÜRÜLÜYOR ?

ORMANCILIĞIMIZ NEREYE GÖTÜRÜLÜYOR?

 

Ormanların ülke için önemi biliniyor. Odun hammaddesi üretimi yanında, su kaynaklarının güvencesi olması, insan yaşamının temel gereksinimi olan temiz havayı üretmesi, toprağı koruması, pek çok bitki ve hayvanın yaşam alanı olması ormanın önemini gösteren birkaç konu… Ağaç türlerinin hasat yaşına göre ormancılık için alınacak bir karar en az 60-100 yılı etkileyebilmektedir.

            Türk ormancıları geçen yıl 170 yılı geride bıraktılar. Geriye bakıldığında ormancılar, ülkenin odun hammaddesi gereksinimini karşılamak yanında, insanların can ve mal güvenliğini sağlayan pek çok projeye imza attılar/atıyorlar. Bu çalışmalar yanında halkın dinlenmesine ve eğlenmesine de hizmet etmiştir ormancılar…

            Step ortasında ODTÜ’nün yemyeşil bir yerleşkeye kavuşmasında, “Yeşil Kuşak” ağaçlandırmalarıyla, pek çok il ile birlikte Ankara çevresinde geniş alanların yeşillendirilmesinde en büyük pay ormancılarındır. Türkiye’de bugüne kadar 2 milyon hektarın üzerinde ağaçlandırma yapmışlar, su ve rüzgar erozyonunu, kumul hareketlerini durdurmuşlardır. Sonuçta ormancılar üzerine düşen görevleri yapmak için canla başla çalışmaktadırlar.

AKP iktidarında 2003 yılında Çevre ve Orman Bakanlıkları birleştirilmiş, ormanların ve ormancıların aleyhine uygulamalar başlatılmıştır.  Çevre konuları abartılı olarak öne çıkarılmış ve ormancılık ikinci plana itilmiştir. Bu dönemin ilk uygulamalarından biri orman kamplarının özel kişi ve kurumlara devredilmesidir. Bugün Orman ve Su işleri Bakanlığı dışında çoğu kamu kurumu kampları hala kullanılmaktadır.  Ne acıdır ki çoğu orman kampı bugün hiç kimse tarafından kullanılmamakta ve terk edilmiş durumdadır. O gün bu kampları bir yaranma ve zafer edası ile devredenler acaba bugün ne düşünmektedirler?

            Çevre ve Orman Bakanlığı döneminde HES (Hidroelektrik Santralleri) lerin tüm ülkeye yaygınlaştırılması, HES kurulan akarsuların su kullanım haklarının yerli ve yabancı şirketlere devri, korunan alanlar dahil ağaçlandırma alanlarının maden aramalarına açılması gibi ormanların aleyhine pek çok uygulama yapılmıştır. Bu arada açılan atama yükselme sınavı ile meslek kargaşası yaratılmış, pek çok şubeye yetersiz ve yeteneksiz kişiler atanmış, yaratılan kargaşadan yararlanılmak hedeflenmiştir. Diğer yandan da aslı olmayan “Dünyada en fazla ağaçlandırma yapan ülkeyiz”, “Ormanlarımız Artıyor, Teşekkürler Türkiye” söylemleri öne çıkarılarak gerçekte ormanlar aleyhine çeşitli yasal düzenlemeler yapılmış ve yapılmaktadır.

            Çevre ve Orman Bakanlığı döneminde hükümet ormanlarla ilgili programını uygulamaya koydukça bazı engellerle karşılaşmıştır. Bu engellerin kaldırılması için KHK (Kanun Hükmünde Kararname) leri kullanmaya karar vermiştir. 8 Haziran 2011’de yürürlüğe giren 636 sayılı KHK ile Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı kurulmuş, bundan yaklaşık bir ay sonra 4 Temmuz 2011’de orman ayrılarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı kurulmuştur. Ormancılar bu ayrılmaya sevinmişlerdir (!). Hiç değilse ormanlar şehirleşmeye kurban edilmeyecek diye düşünmüşlerdir. Ancak kimse 1 ay içinde ne gibi bir gelişme yaşandığı, hangi ihtiyacın ortaya çıkıp da bu değişikliğe gidildiğini anlayamamıştır. Basın ve kamuoyu da bu konuyu hiç merak etmemiş, sorgulamamıştır. Sanırız basının da bir bakanlık kuruluşundan daha önemli haber ve takipleri bulunmaktadır. Bu değişikliklerle Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü ile Orman ve Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü kapatılmış, OGM (Orman Genel Müdürlüğü) içinde Daire Başkanlıklarına dönüştürülmüştür. Yani Ormancılık oldukça küçültülmüş, OGM içinde de şube müdürlükleri hakim olunamayacak ve etkin kullanılamayacak bir sayıya ulaşmıştır.

Yukarıdaki düzenlemeler tam anlaşılmadan 17 Ağustos 2011’de 648 sayılı KHK yürürlüğe girmiştir. Bu kararname ile eksik (!) kalan konularda “ek düzenlemeler” yapılmıştır. Bu KHK’nin ormancılığı ilgilendiren en önemli yanı ise Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMPGM) görevlerinin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde kurulan Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne devredilmesidir.  648 sayılı KHK’nin 10. Maddesinde Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün görevleri arasında (Madde13/A);  aşağıdaki a) ve c) bentlerini sayılmaktadır.

a) Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve benzeri koruma statüsü bulunan diğer alanların tescil, onay ve ilanına dair usul ve esasları belirlemek ve bu alanların sınırlarını tescil etmek.

c) Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan diğer alanların kullanma ve yapılaşmaya yönelik ilke kararlarını belirlemek ve her tür ve ölçekte çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını yapmak, yaptırmak, değiştirmek, uygulamak veya uygulanmasını sağlamak.

Bu iki bentte sayılan görevler ile DKMPGM de işlevsizleştirilmiş, adeta gereksizleştirilmiştir. Çünkü DKMPGM’nin en can alıcı görevleri bir başka Bakanlık bünyesindeki genel müdürlüğe verilmiştir. Böylece Ormancılığın bir genel müdürlüğü ve dolayısıyla ormancılık bir darbe daha yemiştir. Ormancılık üst yönetimi bunlara niçin sessiz kalabilmekte, bu olumsuzlukları sineye çekebilmektedir.

648 sayılı KHK’nin 23. Maddesi ile de mera, yaylak ve kışlaklar yapılaşmaya açılmıştır. Bu düzenlemelerin yapılmasıyla, Çevre ve Şehircilik Bakanın TOKİ eski başkanı olması da göz önüne alındığında ormanlar, meralar Milli Parklar birer şantiyeye dönebilecektir. Hatta bu kararname ile Koruma Kurulları’nın da görevlerine son verilmiş, Cumhuriyet tarihi boyunca ilan edilen yaklaşık 1000 adet sit alanının Bakanlık uzmanlarınca yeniden değerlendirilmesi yönünde düzenleme yapılmıştır. Bütün bu olaylar AKP iktidarının yaptıklarının  “büyük fotoğrafı” nı da ortaya çıkarmıştır: doğa, orman, milli park, mera yaylak, kışlak, sit alanları boş ve gereksizdir, asıl olan buraların yapılaşmaya açılması ve yandaşlara çıkar sağlanmasıdır.

Yukarıdaki gelişmeler olurken çoğu meslektaşımız ise “ustalık döneminde” bölge müdürü, daire başkanı, genel müdür yardımcısı, genel müdür olma peşine düşmüşler, bir kısmı da bu amaçlarına ulaşmışlardır. Her dönem ve uygulama kendine işbirlikçiler, yandaşlar bulabilir. Oysa ormancılık “tarihi günlerden” geçmektedir. Küçük hesaplar yerine mesleğin “büyük ve şanlı fotoğrafında” yer almak gerekmektedir.

Yaşanan son gelişmelerden birisi ormancıların simgesi ve onuru olan Gazi Yerleşkesi’nin Başbakanlığa devredilmesidir. Bu devre ilişkin Protokolün 2007 yılında imzalandığı söylenmektedir. Bu protokolü imzalayan Genel Müdür şimdi milletvekili olmuştur ve bu yaptıkları ile ormancılık tarihinde yerini almıştır. Derneğimizin de içinde bulunduğu “Gazi Yerleşkesi Platformu” tarafından bilgi istenmesine karşın yetkililerce bilgi de verilmemiş, verilememiştir. Söylendiğine göre Başbakanlık yetkilileri ormancıları “sizler 4 yıldır niçin Gazi Yerleşkesinden taşınma işlemlerini halletmediniz?” diye sorgulamaktadırlar.

Öte yandan OGM üst düzey yetkilileri, 04.08.2011 tarihli yazı ile Gazi Yerleşkesi’nin “1. Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı” derecesinin “III. Derece Doğal Sit Alanına” dönüştürülmesi için başvuru yapmışlardır. Bu başvuruda; Gazi Yerleşkesindeki bitkilendirmenin 1992 yılında yapıldığı ve burasının yapay bir alan olduğu kurum temsilcilerince ifade edilmiş, “3. Derece Doğal Sit Alanı” değişikliği gerçekleştirilmiştir. Bu tür amaçlı ve yanlış bilgilendirme mesleğimiz elemanlarınca nasıl yapılabilmektedir?... Oysa Gazi Yerleşkesindeki ağaçlar en az 50-60 yaşında ve hatta üzerindedir.

AKP iktidara geldikten sonra, ilk önce genel müdürlüğümüze ait tüm eğitim ve sosyal tesisler elden çıkarılmış, ormancıların simgesi olan Taş Bina TBMM’ne devredilmiş, 1925 yılından beri hizmet veren Söğütözü Fidanlığı tesisleri TOBB’a devredilmiş, İstanbul’daki Alemdağ Fidanlığı peşkeş çekilmiş, en eski ve örnek orman işletmelerinden birisi olan Karabük Orman İşletmesi gibi birçok işletme ve bölge müdürlük tesisleri TOKİ’ye verilmiştir.

En güncel olarak da, her ne kadar yetkililer resmi olarak herhangi bir yanıt vermeseler de Orman Genel Müdürlüğü Gazi Yerleşkesi ile İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü Yerleşkelerinin başka kurumlara devri veya satılması söylentileri dolaşmaktadır.

                Yukarıda özetlendiği gibi sistematik olarak ormancılığa, ormana ve doğaya karşı ve saldırılılar yapılmakta ve kurumsal kimlik yok edilmeye çalışılmaktadır.  Ormancılar yapılaşma, yandaşlara çıkar sağlama konusunda bir engel olarak görülmekte, ormanlar konusunda alınacak kararların, atılacak yanlış adımların ise en az 50–100 yılı etkileyeceği göz ardı edilmektedir.

Bu gelişmeler “ormancılık tarihinin” kaydına girerken, kendi küçük çıkarları için uygulamalara karşı çıkmayanlar veya işbirliği yapanlar, ileride ormancılığa ve ormana karşı bu yaptıklarının hesabını verecekler, bu gerçekler ortaya çıktıkça da yaptıklarının altında kalacaklardır.

Saygılarımızla,

                                                                    TOD YÖNETİM KURULU

 

 

 


Bu yazı 1704 kez okundu...