ÜYE GİRİŞİ
Lütfen site üyeliği ile dernek üyeliğini karıştırmayınız. Sitemize kayıt olmanız sadece üyeler için açık olan bölümler için sizlere giriş izni verecektir. Dernek üyeliği için lütfen menüden üyelik formunu indiriniz.



Üyelerden...
İstatistikler
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün43
mod_vvisit_counterDün76
mod_vvisit_counterBu Hafta344
mod_vvisit_counterGeçen Hafta537
mod_vvisit_counterBu Ay729
mod_vvisit_counterGeçen Ay2550
mod_vvisit_counterTümü33630

ADALET VE DEMOKRASİ HAFTASI

Ferruh ATBAŞOĞLU
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi
Onursal Başkanı

ADALET VE DEMOKRASİ HAFTASI BİLDİRİ

Saygıdeğer izleyiciler

Konuşmama başlarken sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Adalet ve Demokrasi Haftasının etkinliklerine (Ormancılar Derneğinin) onur üyesi olarak katılmaktan büyük mutluluk ve gurur duyuyorum. Ayrıca bir orman hukukçusu ve araştırmacısı olarak, ormana hukuk açısından bakmak üzere bu pencereyi sizlere de açmak istiyorum. Ormancılar Derneği, kuruluşundan bugüne dek hiçbir siyasi partinin, hiçbir siyasi gücün etkisinde kalmadan, daima doğruları savunmuş, ülkemiz ormanlarına sahip çıkmış, çalışmalarını objektif kurallar içinde ülke sevgisi ve onurla sürdürmüştür. Bu nedenle Ormancılar Derneğinin özveri ile çalışan başkan ve yöneticilerini, üyelerini ve tüm ormancıları yürekten kutluyorum. Ölüm yıldönümü nedeniyle andığımız değerli gazeteci, araştırmacı yazar Uğur Mumcu ve Atatürk’ün aydınlanma devrimini, fikirleri ve kalemleri ile savunan, bu yolda yitirdiğimiz diğer gazeteci, yazar ve bilim adamlarımızı, saygı, rahmet ve şükranla anıyorum.

Hepsinin ruhları şad olsun.

Sayın izleyiciler, 40 yılı aşan meslek hayatımın ilk yıllarından itibaren orman ve orman hukuku ile iç içe olduğum gibi, Yargıtay Orman Hukuku Dairesinin kurucusu olarak (4) dönem süren başkanlık döneminde ülkemiz için gerekli olan orman hukukunu oluşturdum.

Çalışmalarım sadece masa başında değil güzel Türkiye’mizin eşsiz ormanlarını yerinde inceleyerek ORMAN GERÇEĞİNE ULAŞMAYA ÇALIŞTIM.

ORMAN GERÇEĞİ NEDİR?

Orman gerçeği; çok geniş bir kavramdır, içinde (Hukuki, sosyal, siyasi, ekonomik) boyutları olduğu gibi, en önemli boyutu BİYOLOJİKTİR. Bu nedenle ormanı sadece odun üreten bir toprak parçası olarak düşünmek son derece yanlıştır.

Ormanın biyolojik yönünü şöyle tanımlayabiliriz. (Toprak+Bitki+Yabanıl hayvan topluluğu+Toprak içinde yaşayan mikroorganizma)

Bu (5) ayrı faktörü bir araya getirdiğimiz zaman ormanın canlı ve insana hitap eden büyük bir değerler topluluğu olduğu ortaya çıkar.

Bu değerlerin ayrı ayrı tanımı ve açıklaması çok uzun zaman ister. Ama en önemli yaklaşım, bu yüce değerlere sevgi ve saygı ile yaklaşmak, korumak ve bu büyük değerleri yaşatmak bilincine sahip olmak, ORMAN GERÇEĞİNE ULAŞMAKTIR.

Orman gerçeğine ulaşmak aslında her birey için zorunlu bir olgudur. Şöyle ki, suyu olan, üzerinde üretim yapılabilecek toprağı olan bir ülkede yaşanabilir. Suyu ve üretim yapılabilen toprağı oluşturan ve koruyan ise ORMANDIR.

(ORMANSIZ TOPRAK VATAN SAYILMAZ) özdeyişi işte bu gerçeği ifade eder.

Ormansız topraklarda, su ve üretim toprağı olamayacağı için o toprakta hiçbir toplum yaşayamaz. Dolayısıyla üzerinde yaşama olanağı kalmayan topraklar vatan sayılmaz.

Orman konusunun günümüzdeki en önemli bölümü, daha doğrusu tüm toplumu ilgilendiren yönü hukuki tarafı ve bunun içeriğinde yer alan 2/B olgusudur.

2/B; Toplumun büyük kesiminin sathi olarak bildiği, derinlemesine bilgi sahibi olmadığı, ancak siyasiler ve rant peşindekiler tarafından hep gündemde tutulan peşinde koşulan bir konu olduğu tartışmasızdır.

Bunu çoğu kişi orman olmaktan çıkmış arazi parçası olarak kabul etmektedir. Oysa bir orman (orman olma niteliğinden) nasıl uzaklaşır, bunun fiziki, bilimsel, hukuki koşulları nedir ve bu nitelik kaybı, bir gerçeği mi yoksa yapay bir oluşumu mu ifade etmektedir!

Bunları anlayabilmek ve değerlendirebilmek için Nitelik kaybı nedir? Sorusuna cevap vermek gerekir.

Nitelik Kaybı: Günümüzde nitelik kaybı şöyle tarif ediliyor ve anlaşılıyor. (Orman bitkileri yok edilerek, ağaçlar kesilerek orman toprakları üzerinde tarla, bağ, bahçe oluşturmak ve otelden kulübeye kadar her türlü bina yaparak kullanmak, yarar sağlamak amacı ile orman kavramını ortadan kaldırıp, yerine (nitelik kaybı) gibi yapay bir kavram koyarak ormanın ele geçirilmesinin yolu olarak benimsenip, 2/B adı ile yasalaştırmak suretiyle yasal müeyyidelerden de kurtulma yolu olarak bu eylemi ormanlar tükeninceye kadar sürdürmek) şeklindeki düşünce ve eylem planı olarak algılanmaktadır.

Açıklamaya çalıştığım bu tarif ve algılama, bilimsel ve hukuki olmayıp, fiili bir durumu yansıtmaktadır.

Bu fiili durum aslında, yine orman yasalarına göre suç sayılmaktadır. Şöyle ki, ormanlar dünyanın neresinde olursa olsun, insan eli girmeden, makine kullanılmadan ortadan kalkmaz.

Doğal nitelik kaybı ancak (Deniz taşması suretiyle ormanın su altında kalması, yanardağ patlaması suretiyle ormanların yanıp fosilleşmesi ya da büyük bir deprem sonucu toprak kayması ile ormanların işgali veya büyük bir bitki hastalığı ile ormanların niteliğini kaybetmesi söz konusu olabilir.)

Ülkemizin coğrafi ve jeolojik tarihinde bu olayların hiçbiri gerçekleşmemiştir. O halde ormanların, tarla, bağ, bahçeye dönüşmesi, ya da üzerine otel, fabrika, villa, otopark yapılması tamamen bilinçli şekilde yok edilen orman arazileri üzerine insan eliyle olmaktadır.

Bu olgular orman ceza yasasına göre suç teşkil ettiğine ve cezai yaptırımları da yine yasada yer aldığına göre, nitelik kaybı diye ihdas edilen kavram, GERÇEK DIŞI HUKUKİ VE BİLİMSEL hiçbir dayanağı bulunmayan bir olgudur.

Bunun sonucu olarak 6831 sayılı Yasada yer alan 2/B maddesi de, suç teşkil eden fiili olgulara geçirilen bir yasal kılıftır. Bu kılıf ileride değineceğim şekilde Anayasanın ormanlarla ilgili temel esprisine de aykırı olarak, ne acıdır ki Anayasaya bile yerleştirilmiştir.

2/B’nin DOĞUŞU

1- Anayasalarla oluşan orman hukukunun temel maddeleri 1961 Anayasası Md. 131., 1982 Anayasası Md. 169-170

2- Anayasada yapılan ilk değişiklik 1961 Anayasasının 131. Maddesine 17.04.1970 tarih ve 1255 S. Yasa ile bir fıkra ilave edilerek (Nitelik Kaybı Kavramı) Anayasaya yerleştirilmiş ve 04.07.1973 tarihinde çıkarılan 1744 S. Yasanın (2.) maddesine monte edilerek dışarı çıkarma olgusu hayata geçirilmiştir.

3- Aslında nitelik kaybı kavramı yapay bir kavram olup – bilimsel hukuki ve gerçekçi bir kavram değildir.

4- Bu nedenle Anayasaya yerleştirilecek bir hukuki – gerçekçi kavram olmadığı için bu noktada bir (ANAYASAL HUKUKSUZLUK) başlamıştır.

5- Anayasada yer alan bir maddeye dayalı olarak daha sonra (1983) de çıkarılan 2896 S. Yasada 2/B olarak (1986) da çıkarılan 3302 S. Yasada yine aynı şekilde 2/B maddesi olarak varlığını sürdürmüştür.

6- Burada önemli olan husus şudur. Öncelikle 1961 Anayasasının 131. Maddesine 1970’de eklenen fıkra ile yaratılan hukuksuzluğun en somut örneği; 131. Maddenin önceki fıkralarında ve 1982 T.Anayasanın 169. Maddesinde yer alan (3) fıkrada benimsenip tanımlanan ormanların korunmasına ve korunmalı olarak özenle dikkatle takip edilmesine yönelik hükümlere karşılık, aynı maddeler içinde ormanların, dayanaksız, bilime ve hukuka uymayan bir kavramla yok olmasına yol açacak fıkra ilavesi şaşırtıcı ve inanılması güç bir çelişkinin oluşması ve bunun ısrarla, değişik yasalarla sürdürülmesidir.

7- İşte bu Anayasal ve yasal hukuksuzluklar devam ettirilip, 2/B olgusu sadece anılan yasalarda bırakılmamıştır. 2/B olgusu değişik isimler altında ve daha birçok yasaya monte edilmiştir.

Ne var ki bu hukuksuzluğu Anayasa Mahkemesi defalarca verdiği iptal kararları ile önlemeye çalışmıştır.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararları ile ilgili açıklama

1- Anayasa Mahkemesi (6) defa 2/B ile ilgili olarak iptal kararı veriyorsa, öncelikle burada 2/B’nin varlığı tartışılıyor demektir.

Her yeni çıkarılan yasanın içine bir şekilde yerleştirilen bu maddenin kendisi hukuka ve Anayasanın temel esprisine aykırı olduğu için, hiçbir yasada kendine uygun yer bulamamaktadır.

2- Esasen yukarıda değindiğim gibi bu madde kendi içinde yer aldığı Anayasaya aykırı olduğu halde iptali yolunda dava açılamamaktadır. Çünkü bu kavramı getirenler, bunu Anayasaya yerleştirerek, iptal davası açılması yolunu kapatmışlardır.

3- Bu yol bilinçli olarak izlenmiştir. (Nitelik kaybı) şeklindeki kavramın Anayasada yer alması zorunlu ve gerekli bir olgu değildir. Tam aksine Anayasa hukuku ile bağdaşan bir kavram değildir. Bu nedenle Anayasada yeri olmaması gerekir. Eğer bu kavram Anayasa maddelerine monte edilmemiş olsaydı, Anayasa Mahkemesi tarafından çoktan İPTAL EDİLMİŞ OLACAKTI.

Bu sonucu tahmin edenler bu yolu kapatmak için bu dayanaksız kavramı Anayasaya yerleştirerek hukuk yolunu yani İPTAL DAVASI AÇMA yolunu KAPATMIŞLARDIR.

Bütün bu açıklamalardan sonra şimdi sizlere Anayasa Mahkemesinin İPTAL KARARLARINI sırası ile açıklamak istiyorum.

Bu iptal kararlarına bakıldığında, siyaset ve siyasetçinin bu konuyu ne kadar ısrarla canlı tutarak, başka Kanunlar eliyle ve yoluyla 2/B’nin uygulanmasını sağlamaya çalıştıklarını gözlemleyeceksiniz.

Oysa bu yol çıkmaz bir sokaktır. Zira 2/B uygulaması devam ettikçe bu güzel yurt toprakları, çölleşmeye her gün biraz daha yaklaşmaktadır.

Değerli izleyiciler,

Siyasi iktidarlar 2/B konusunu oy potansiyeli olarak kabul etmişler ve ilgisiz, başka yasaların içine de yerleştirmek suretiyle bu olguyu devamlı uygulamak istemişlerdir.

Şimdi açıklayacağım, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, başka yasalar içine saklanan 2/B uygulamaları ile ilgilidir.

Uygulama yöntemleri her defasında Anayasaya aykırı görülüp iptal edilmiştir. Buna rağmen günümüzde aynı konu gündeme getirilip ısrarla uygulanmak istenmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarını şöyle sıralayabiliriz.

ANAYASA MAHKEMESİNİN İPTAL KARARLARI

1- 2924 sayılı orman köylülerinin kalkındırılması hakkındaki Yasanın 3763 sayılı yasa ile değişik 11. Maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından 30.03.1983 tarihinde iptal edilmiştir.

Alınan değişik 11. Maddede özetle (Kadastro sırasında Hazine adına tespit edilen yerler üzerinde sözü geçen kanunun 14. Maddesinde öngörülen 40 ve 100 dönümlük sınırlama göz önünde bulundurularak kullanan kişilerin adları kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilir.)

Anayasa mahkemesi özellikle bu fıkrayı ele alıp – Anayasanın 169 ve 170. Maddeleri karşısında- nitelik kaybı nedeniyle dışarı çıkarılan yerlerin Hazine adına yazımını müteakip asıl amacın (orman köylüsüne toprak kazandırmak olması gerekirken bunların dışında olup- o toprağı işgal etmiş kişilere kazandırılmasının Anayasaya Aykırı olduğunu kabul etmiş ve 11. Maddesi İPTAL ETMİŞTİR.

2- 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemlerle İlgili Yasanın 3290 sayılı Yasa ile Değişik geçici 2. Maddesinin (e) bendini ve dolayısıyla ilgili maddeyi Anayasa Mahkemesi 27.09.1995 tarihinde İPTAL ETMİŞTİR.

İptal edilen madde özetle (31.12.1981 den önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini kayıp etmiş yerlerden, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları orman sınırları dışına çıkarılmış sayılır. Bu yerler hakkında bu kanun hükümlerine göre işlem yapılır.

Bu yasa hükmüne göre –şehir kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler 6831 ve 3402 sayılı yasalarla beraber Anayasanın 170. Maddesindeki espriye aykırı olarak bu yasaların dışında tutulup- ormanların gecekondu sahiplerine verileceği sonucunu getireceği için, Anayasaya ve diğer yasalara aykırı görülüp iptal edilmiştir.

4498 s.Yük.Öğ.Kan.da değişikliğe dair

3- 2547 Sayılı Yüksek Öğretim

Kanunun değişik ek 18. Maddesine eklenen birinci ve ikinci fıkralar ile geçici 1. Madde Anayasanın 2. 130. 153. 169. Maddelerine aykırı bulunarak İPTAL EDİLMİŞTİR.

İptal edilen madde özetle şöyledir. (Vakıflar tarafından kurulmuş Yüksek Öğretim Kurumlarına, fıkra da belirtilen gereksinimlerini sağlamak üzere Hazine arazi ve tesislerinin doğrudan, Kamu tüzel kişiliklerine ilişkin alanlarında muvafakatları alınarak Bakanlar Kurulunca tahsisi öngörülmüştür.)

Oysa Vakıf Üniversiteler – Devlet üniversiteleriyle eş düzeyde sayılsa dahi bunlara yapılacak özgülemenin de Yasayla yapılması gerekirken bunun Bakanlar Kuruluna bırakılması Anayasaya aykırıdır, bu ancak yasayla düzenlenebilecek bir konudur.

Bu nedenlerle 4498 sayılı Yüksek öğretim kanununda değişiklik yapılmasına dair kanunun 2. Maddesiyle 2547 s. Yük.Öğ.Kanununun değişik ek 18. Maddesine eklenen 1. Fıkrası ile 2. Ve 3. Fıkralarının iptallerine 13.09.2000 gününde KARAR VERİLMİŞTİR.

4- 4706 Sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3. Maddesi Anayasanın 170. Md. Ne aykırı olduğu için iptal edilmiştir.

4706 sayılı Yasanın 3. Maddesi özetle şöyledir; 6831 sayılı Orman Yasasının değişik 2/B maddesi gereğince dışarı çıkarılan yerlerde 2924 sayılı orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi hakkında Yasa Kurallarının uygulanmayacağı, bakanlığın istemi üzerine bu yerlerin gerekli kadastro-ifraz ve tevhit işlemleri yapıldıktan sonra 492 sayılı Harçlar Yasasının 63. Maddesinde yer alan harca esas değerinden az olmamak koşuluyla, rayiç bedeli üzerinden köylerde varsa öncelikle kullanıcısı orman köylüsüne, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde ise kullanıcılarına doğrudan satılabileceği, aynı amaçla harca esas birim değeri üzerinden ilgili belediyelere ve Arsa ofisi Gn.Md. ne devredilebileceği öngörülmüştür.

Oysa Anayasanın 170. Md. Si, dışarı çıkarılan yerlerin doğrudan ve yalnız orman köylüsünün nakli ve yerleşimi için tahsis edilebileceğini, bunun dışında belediye veya arsa ofisine satışının söz konusu olamayacağını vurgulamıştır.

Burada amaç orman köylüsünün kalkındırılmasıdır. Yoksa başka kurumlara ormandan yer sağlamak değildir. İşte bu nedenle 4706 s. Yasanın 3. Mad.si 23.01.2002 gününde İPTAL EDİLMİŞTİR.

5- Kızılağaç ve Kestaneliklerle ilgili İPTAL KARARI

Kızılağaç ve kestanelikleri ormandan saymayan 4999 sayılı Yasanın 1. Maddesi şöyledir; 1956 tarihli 6831 sayılı Orman Kanununun 1. Maddesinin ikinci fıkrasının H bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

H) orman sınırları içerisinde veya bitişiğinde tapulu, orman sınırları dışında ise her türlü tasarruf belgeleri ile özel mülkiyette olan ve muhitin hususiyetlerine göre yetişmiş veya yetişebilecek olan kızılağaçlar ile aşılı kestanelikler, fıstık çamlıkları ve palamut meşelikleri dahil olmak üzere her nevi meyveli ağaç ve ağaçlıklar ORMAN SAYILMAZ.

Bu maddeye göre kızılağaç ve kestanelikler bir anda orman ağacı olmaktan çıkarılmıştır.

Ayrıca, aynı Yasanın 13. Maddesine şöyle bir hüküm konulmuştur, md. 6831 sayılı Kanunun 116. Maddesinin birinci fıkrasının A bendinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve (B) bendinin birinci fıkrasına aşağıdaki fıkrası eklenmiştir. Ç ve E Bentlerinde yazılı yerlerden (D) bendindeki şehir mezarlıklarından (H) bendindeki her nevi meyveli ağaç ve ağaç ve ağaççıklarla örtülü yerlerden (Kızılağaçlıklar ile aşılı kestanelikler, fıstık çamlıkları ve palamut meşelikleri hariç) sahipleri her türlü zati ihtiyaçları ve Pazar satışları için hiçbir kayıt ve şarta tabi olmaksızın kesim ve taşıma yapabilir.

Kızılağaçlıklar ile aşılı kestaneliklerin sahiplerinin her türlü yapacak ve yakacak ihtiyaçları ile Pazar satışları için yapacakları kesimler, keşif damga ve nakliye işlemlerine tabi olmayıp köy muhtarlığınca düzenlenecek belge ile yapılır.

4999 sayılı Yasa ile Kızılağaç ve kestanelikler bir anda orman ağacı tanımı dışına çıkarılmış ve orman köylüsüne, köy muhtarının düzenleyeceği belge ile kesim ve nakliye izni verilmiştir.

Oysa Kızılağaç ve Kestanelikler bilim açısından orman ağacı olduğu gibi, 6831 s. Yasa ve Yönetmeliklerle belli Kurallara bağlı olan kesim ve nakliye konusunda köy muhtarının yetkisine terk edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi 17.03.2004 tarihli Kararı ile yukarıda değinilen her iki maddeyi de İPTAL ETMİŞTİR.

Zira Kızılağaç ve Aşılı Kestanelikler bilim açısından yıllardan beri orman ağacı sayılmıştır. Bunları orman ağacı sınıfının dışına çıkarmanın hiçbir yasal bilimsel dayanağı yoktur. Ormandan kesim ve nakliye işinin de muhtarlara terk edilmesi yine Yasa ve yönetmelikleri bir anda yok eden bir olgudur ki kabul edilemez.

6- 6831 S.YASANIN 17. MADDESİNİN İPTALİNE DAİR ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

6831 sayılı Orman Kanununun 17. Maddesinin 3373 s.Yasa ile değişik üçüncü bendi şöyledir; Turizm alan ve merkezleri dışında kalan Devlet ormanlarında Kamu Yararına olan her türlü bina ve tesisler için gerçek ve tüzel kişilere Tarım Orman Köy İşleri Bakanlığınca bedeli karşılığı izin verilebilir. Bu izin süresi kırk dokuz yılı geçemez. Devletçe yapılan tesisler dışında kalan her türlü bina ve tesisler İzin süresi sonunda eksiksiz ve bedelsiz olarak Or.Gn.Müdürlüğünün tasarrufuna geçer.

Ancak işletmenin maksadına uygun faaliyet gösterdiği Or.Gn.Müd. ce belgelenen hak sahiplerinin kullanma hakları yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksan dokuz seneye kadar uzatılabilir. Bu durumda devir işlemleri bu uzatma sonunda yapılır. Turizm amaçlı tesisler için hak sahipleri adına tapuda irtifak hakkı tesis edilir. İzin ve irtifak hakları amaç dışı kullanılamaz.

Bu madde –üstü kapalı olarak ormanların mülkiyetinin kişi ve kurumlara devrini öngörmektedir.

49 ve 99 yıl –bir insan ömrünün çok fazlası ile aşan bir süredir. Normal olarak bu izni alan kişilerin mirasçılarına intikali sağlayacak bir süre –adı irtifak hakkı da olsa- mülkiyet devrinden başka bir şey değildir.

Bu nedenle bu madde Anayasanın 169. Maddesi ile Tarih-Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması ile ilgili (63.) Maddesine Aykırıdır.

Anayasanın 169. Maddesine göre; devlet ormanların korunması ve sahaların genişletilmesi için gerekli Kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerine yenileri yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.

Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları Kanuna göre Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zaman aşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.

Ormanlara zarar verecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz. Münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacı ile işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

Maddedeki Kamu Yararı genel nitelik taşır ve hangi alanda kamu yararı bulunduğu ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekirken her izin istemini kamu yararı çerçevesi içinde değerlendirmek – ormanların herkesin kullanımına açılması anlamını doğurur. Kamu yararı adı altında ormanlara her türlü bina ve tesis yapılması ormanların mahvına yok açacak bir olgudur.

17. maddenin 3. Fıkrası; kamu yararı adına kamu yararına olmayacak sonuçlar yaratabilecek, bir tabiat varlığı olan ormanların korunmamasına sebep olabileceğinden Anayasanın 63. Maddesine de aykırılık teşkil etmeye devam edecektir.

Bu nedenlerle 17. Maddenin 3. ve 4. fıkralarının İPTALİNE 17.02.2002 gününde oy birliği ile KARAR VERİLMİŞTİR.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI KARŞISINDA KONUNUN DEĞERLENDİRİLİMESİ

2/B olgusu siyasi iktidarlar tarafından (6) defa ayrı kanunların içine yerleştirilerek uygulamaya konulmuş, her defa Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Bu yol 2/B nin gizli bir yöntemle hayata geçirilmesini sağlayan siyasi bir oyun niteliğindedir. Ne var ki Anayasa Mahkemesi (6) kez verdiği iptal kararları ile bu oyunu bozmuştur.

(6) defa iptal kararı verilen 2/B nin getirdiği olumsuzluklar şöyle özetlenebilir.

1- 2/B nin değişik yöntemlerle uygulamaya konulması ülkemizin ormanlarına ve genel anlatımla coğrafyasına zarar vermektedir.

2- Dışarı çıkarılan yerlerde hak sahibi öncelikle orman köylüsü olmalı ve hakkı teslim edilmelidir.

3- Gelecek kuşaklara yaşanır bir ülke bırakabilmek için ülkemizin yeşil örtüsü, kültür ve tabiat varlıkları mutlaka korunmalıdır.

4- 2/B ile çıkarılan yerler kullanan kişilere verildiği takdirde, ormana tecavüz etmemiş, yasalara, kurallara ve en önemlisi doğaya saygı gösterip ormanı koruyan iyi niyetli yurttaşların hakları çiğnenmiş olacak ve Anayasanın eşitlik ilkesi açıkça ihlal edilmiş olacaktır.

5- Bu yerleri ele geçirenler haksız kazançla büyük rant sahibi olacak, yasalara saygılı diğer bölüm seyirci olarak kalacaktır.

Bütün bu olumsuzluklar karşısında izlenecek en doğru yol 2/B felaketine SON VERMEK OLMALIDIR.

SON ÇIKAN VE ANAYASA İLE BAĞDAŞMAYAN YASALAR
5841 S.YASA

1- 25.02.2009 tarih ve 5841 Sayılı Yasa

3402 S. Kd. Yasasının 12. Mad.sine ek yapılarak kamu malları büyük bir tehdit altına sokulmuştur.

Şöyle ki; Kd.Yasasının 12. Maddesi şöyledir: Md. 12: (30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan Kd. Tutanaklarına ait sınırlama ve tespitler kesinleşir. Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz dava açılamaz. Bu hükme bu yeni yasa ile aşağıdaki tümce eklenmiştir.

(Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.)

3402 S.Kd. Yasanın 12. Maddesine eklenen bu tümce ile kamu mallarının, kişi ve kurumlarca ele geçirilmiş olması bir bakıma meşrulaştırılmıştır.

Şöyle ki, 12. Madde de yer alan (10) yıllık hak düşürücüsüne gerçek kişiler açısından geçerli olup, kamu malı olan (MERA-YAYLA-ORTA MALI VE ORMAN) gibi yerler için kamu kurumları yani HAZİNE-ORMAN YÖNETİMİ bu süre ile bağlı olmaksızın dava açabiliyordu ve bu dava hakkı korunuyordu. Zira, bilinçli ya da bilinçsiz pek çok kamu malı herhangi bir nedenle kişilerin eline geçmiş olabiliyordu ve Devlet dava hakkını kullanıp, kamu malını geri alabiliyordu. Şimdi 12. Maddeye eklenen bu fıkra ile Devletin dava hakkı da elinden alınmış olmaktadır.

Yani MERA-YAYLA-ORMAN gibi Kamuya ait toplumun malı olan varlıklar Kişilerin eline geçtiği takdirde, Devlet de (10) yıllık hak düşürücü süre sonunda artık dava açamayacak ve kamu malını gasp edenlerin elinden alamayacaktır.

(Bu olgu Kanun yolu ile KAMU MALLARININ KÖTÜ NİYETLİ KİŞİLERİN ELİNE GEÇMESİNİ SAĞLAMAK VE KURTARILMASINI DA ÖNLEMEK AMACINI TAŞIMAKTADIR).

ANAYASAYA AYKIRILIK HALİ

Anayasanın 43-44 ve 45. Maddeleri (Kamu Yararı) başlığı altında toplanmıştır.

Md. 43 – Kıyılardan Yararlanma

Md. 44 – Toprak Mülkiyeti

Md. 45 – Tarım, Hayvancılık ve üretim dallarında çalışanların korunması

Bu üç madde ile, kıyıların-mera ve çayırların, tarım arazilerinin korunması ve kamu mallarının, kamu yararı dışında kullanılmasını önlemek, topraksız çiftçiye toprak sağlamak, tarımı, üretimi geliştirip desteklemek görevini Devlete vermiştir.

İşte bu maddelerde kamu mallarının korunması amaçlanırken, (5841) S.Yasa ile (3402) S. Kd. Yasasının (13.) md. Ne eklenen fıkra ile Devletin koruma kollama gücü daraltılmıştır.

Bu olgu Anayasanın anılan maddelerine aykırılık teşkil etmektedir.

Anayasanın bu açık ve kesin hükümleri bağlar iken, her şeye rağmen Anayasaya aykırı yasalar çıkarmak, Anayasal bir hukuksuzluk ortamı oluşturmaktadır. Merası-Ormanı-Çayırı-Yaylası azalan bir ülke, üzerinde yaşayan ulusunu besleyemez, doyuramaz hale gelir.

Bu olgunun yaratacağı ekonomik sosyal ve kültürel kaos, ülkenin bütün dengelerini bozar. Ulaşılan bu sonuç, ne siyasetçiye, ne de topluma hiçbir yarar sağlamaz.

(5841) S.Yasanın 3. Maddesine de yine geçici bir madde eklenmiştir.

Geçici Md.10: Bu kanunun 12. Maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.

Bu geçici madde ile anılan sınırsızlık içeren madde, var olan, yürüyen davalarda dahi uygulanarak, Devletin açtığı yürüyen davaları dahi sonuçsuz ve etkisiz hale getirmiştir. Hazine ve Orman Yönetiminin açtığı davalar boşlukta kalmaya mahkumdur.

TOKİ VE 2/B

Kısa adı (TOKİ) olan Toplu Konut İdaresi, esas olarak dar gelirli yurttaşları konut sahibi yapmak için kurulmuş, düşük fiyatla ve uzun vadede ödemek kaydı ile konut yapan bir kurumdur.

Asıl amacı sosyal bir hizmet olup arsa temini ise, doğal olarak inşaata müsait ve kentlerin uygun yerlerinde yeni yerleşim alanları oluşturacak biçimde düzenlenmiştir. Hazineye ait araziler üzerinde yoğunlaşan bu inşaat sistemi yukarıda ifade ettiğim gibi sosyal yardım amaçlı bir kuruluştur.

Ne var ki son günlerde basında yer alan haberlere göre 2/B alanlarının TOKİ’ye tahsisi yolunda çalışma yapılmakta ve bunun da 2/B sorununu çözme yolunda bir düşünce olarak geliştiriliyormuş.

Bu düşünce aşağıdaki nedenlerle yanlıştır ve çok olumsuz sonuçlar getirir.

1- Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki (TOKİ) nin kendi imar planını yapmak ve bunları uygulamak yetkisi mevcut olup, planlama sürecinde denetimden muaf tutuluyor. Belediyelere, inşaata başladığı zaman sadece bilgi vermekle yetiniyor.

Yani (TOKİ) adeta bağımsız çalışan bir kurum, dolayısıyla 2/B alanları ormanların en güzel, en değerli bölümlerinde de yer alıyor ki bu tür yerleri ele geçirecek olan TOKİ’nin, yapı-imar denetimi sözkonusu olmadığına göre İstanbul’un-İzmir’in-Mersin’in-Antalya’nın en güzel yerlerinde nitelik kaybı kavramı ile orman dışına çıkarılan bu değerli alanlara lüks villa niteliğinde konut yapılmayacağını kim garanti edebilir. Burada yoksul vatandaşa konut sağlamak yerine lüks konut yapılarak varlıklı kişilerin buralara sahip olmayacağı söylenebilir mi?

2- Kaldı ki; 2924 sayılı yasanın 3763 S. Yasa ile değişik 11. Ve 12. Maddelerinde 2/B ile çıkarılan yerlerin nasıl değerlendirileceği vurgulanmıştır. Ayrıca üzerinde durulması gereken en önemli nokta şudur.

2924 S.Yasanın 11. Md. De özetle (kadastro sırasında Hazine adına tespit edilen yerler üzerinde sözü geçen kanunun 14. Maddesinde öngörülen 40 ve 100 dönümlük sınırlama göz önünde bulundurularak kullanan kişilerin adları kd. Tutanağının beyanlar hanesinde gösterilir.) hükmü yer almıştır. Anayasa Mahkemesi Anayasanın 169 ve 170. Maddelerine aykırı gördüğü bu maddeyi 30.03.1983 tarihinde iptal etmiştir.

İptal gerekçesi şudur: Anayasanın 169 ve 170. Maddelerine göre, nitelik kaybı ile dışarı çıkarılan yerlerin orman köylüsüne kazandırılması gerekirken, şağillere verilmesi olanaksızdır. Bu nedenle 2/B ile çıkarılan yerlerde amaç, orman köylüsünü toprak sahibi yapmaktır.

Şimdi amaç Anayasada belirlenip Anayasa Mahkemesi kararı ile bu olgu tescil edilmiş olduğuna bu amaç ve hukuki olgu dışlanarak 2/B alanlarının TOKİ’ye verilmesi bu amacı dışlar ve anılan Anayasa Mahkemesi Kararına da ters düşer.

3- Yine son çıkarılan 5831 sayılı yasada (dışarı çıkarılan yerlerin yine şağillerinin adı beyanlar hanesinde gösterilecektir.) yolunda hüküm yer almıştır ki bu yasada Anayasanın 169 ve 170. Maddelerine aykırı olduğu gibi değindiğim Anayasa Mahkemesi Kararına da yine ters düşmektedir. Burada açıkça ve tekrar eden aykırılıklarla Anayasa zedelenmekte ve bir hukuksuzluk ortamı oluşmaktadır.

2/B ile çıkarılan yerlerde Anayasa gereği öncelik orman köylüsünde ve Anayasaya aykırı olmakla beraber kullanan kişi ya da kişilere ait sayılıyorsa, TOKİ nasıl devreye girecek ve nasıl 2/B topraklarına sahip olup inşaat yapacaktır?

Bu sorunun cevabının olduğunu sanmıyorum! Bu olgu, bu tasarruf gerçekleşirse, hangi Yasal dayanakla, Anayasaya nasıl uygunluk sağlanarak yapılacağı, hep hukuki soru ve sorun olacaktır. Yeni bir hukuksuzluk ve Anayasaya aykırılık hali ile oluşan bir hukuksuzluk gündeme gelecektir!

Oysa, T.C. bir Hukuk Devleti olduğuna ve Anayasanın 2. Maddesinde açıkça (Türkiye Cumhuriyeti, Demokratik, Laik, Sosyal bir Hukuk Devletidir) hükmü yer aldığına göre, çıkarılan tüm yasaların, yönetmeliklerin Anayasaya aykırı olmaması ve Hukuki olması, Hukuka aykırı olmaması gerekir.

Bu kurala uyulmadığı takdirde Anayasal bir hukuksuzluk başlar ki bu hukukun dışlanması anlamına gelir ve bunun sonucu olarak hukuk biterse kaos başlar.

Anayasa ve yasalar sadece kitap sayfalarında ve kağıt üzerinde bırakılacak metinler değildir. Bunlar birbirine paralel olmak ve uygulanmak üzere yapılmış, toplumun temel kuralıdır.

Yukarıda açıkladığım tüm Anayasa ve yasa değişiklikleri ile devam eden 2/B yapay olgusu ülkemiz ormanlarına vurulmuş yıkıcı bir darbedir.

Güzel Türkiye’mizin coğrafyasına ihanet niteliği taşıyan 2/B maddesinin ve 1982 Anayasasının 169. Maddesinin 4. Fıkrasının kesinlikle iptali ile ortadan kaldırılması zorunlu bir vatan görevidir. Aksi halde devamlı 2/B alanları oluşacak ve gelecekte bir gün dışarı çıkarılacak orman kalmayacaktır. Ormansız topraklarda yaşanamayacağına, ormansız toprakları vatan sayılamayacağına göre, hiçbir siyasi iktidarın, hiçbir kurumun ve hiç kimsenin ülkeye ve ulusa böyle karanlık bir gelecek yaratmak ve çölleşmiş topraklarda yaşamaya mecbur etmek hakkı ve yetkisi yoktur.

Değerli izleyiciler, konuşmamı bir şiirimle tamamlamak istiyorum.

KIYAMAZSINIZ ORMAN’A

BİLSEYDİNİZ
Yeşilin kaç çeşit olduğunu,
Hissetseydiniz
Esen rüzgarda
Ormanın nefesini,
Gün doğarken
Dinleseydiniz
Kuşlar senfonisini
TİTRERDİ YÜREĞİNİZ
BÜKÜLÜRDÜ BİLEĞİNİZ
KIYAMAZDINIZ ORMANA

KONUŞSAYDINIZ
Yaşlı çınarla özgeçmişini,
Görebilseydiniz,
Servinin kadınsı güzelliğini,
İzleseydiniz
Kelebeklerin sema raksını
TİTRERDİ YÜREĞİNİZ
BÜKÜLÜRDÜ BİLEĞİNİZ
KIYAMAZDINIZ ORMANA
İZLESEYDİNİZ

Titreyen nilüferleri,
Yaşasaydınız bir gün
Yeşil cennette,
Uyansaydınız
Sabahında bülbül sesiyle,
TİTRERDİ YÜREĞİNİZ
BÜKÜLÜRDÜ BİLEĞİNİZ
KIYAMAZDINIZ ORMANA

SÜZÜLÜRKEN
Yükseklerde Kartallar,
Sevişirken
Dallarda Kumrular,
Oynaşırken
Önünüzde Sincaplar
KIRILIR
BALTAYLA KALKAN ELLER
TİTRER YÜREĞİNİZ BÜKÜLÜR BİLEĞİNİZ
KIYAMAZSINIZ ORMANA!

Ekoturizm Grubu
Ekotrizm Grubu sitesine gitmek için burayı tıklayınız.
Orman ve Av

Tüm sayılar için tıklayınız.
Egitim Seti
Çok yakında hizmetinde olacaktır.